Bahar, yalvarırım çek git işine!
Salma üstüme çiçeklerini,
...aklımı çelme!
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;
sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...
Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme.
Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...
Kalbimin buzları erimiş.
Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...
Bir de sen çıldırtma beni...
Krizdeyim ben...
Tembelliğin sırası değil, uyamam sana...
Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hâkim ol.
Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...
Bulutların üşüşmesin başıma...
Girme kanıma benim...
...yoldan çıkarma.(DEVAM EDECEK)
CAN DÜNDAR
Günlerden 30 mart2008 saatlerin bir saat ileri alındığı ve sabah bir saat daha erken kalkıldığı gün…
Bu kez Zirve Dağcılık kulübü üyeleri ile Melen Çayı Vadisinde yürümek için yola koyulduk.
Daha önce görmediğimiz ve yürümediğimiz bir parkur… Ama rafting yapanlardan bir de İstanbul’un suyunun getirildiği çay olduğu için çok sık işittiğimiz bir yer…
Her bilmediğimiz doğa yürüyüşünde olduğu gibi nasıl bir doğa güzelliği ile karşılaşacağımızı düşleyerek… Araç yolculuğumuz Dokuzdeğirmen köyünde sona erdi…
Etrafı çitlerle çevrilmiş ahşap evler; yüz yıllardır aynı geleneği sürdürüyoruz, geleneğimize bağlıyız dercesine bir biri ardına önümüze çıkıyor…
İçlerinde betona bulanan evlerde yok değil… Tuğla ahşap karışımı evler daha başka bir his uyandırıyor üzerimde…
Gülay bu sadelik ve duruluğun peşinde mi idi?
Geçit vermeyen yerlere köprüler kurulmuştu... Karşı yakaya geçebilmek için...
Yürüyüş grubumuza misafirler dâhil oluyordu, doğanın esas sahipleri, Gülay’ın sadık dostları, köyün köpekleri bizlerle yürüyüşe devam ediyorlar…
Birden gökteki aydınlık yerini puslu ve bulanık bir havaya bıraktı ve yağmur çiselemeye başladı…
Ama kendimi öylesine yere yapışmış buldum ki Gülay’ın yardımıyla kalkabildim… Sol elim hiç böylesine uyuşmamış ve ağrımamıştı…
O halde mola sonrası sol koluma taktığım kalın bir eldiven ile yürüyüşe devam etmeliydim…
Uzaktan ahşap evleri gördüğümde yine içimdeki sevinç yumağı açılıvermişti… Öylesine kendimden geçmiştim ki kaç ahşap evin fotoğrafını çekmiştim? Hem çekiyor hem de içinde yaşayan var mı yoksa terk edilmiş mi? Diye içlerine bakıyor oturanları gördüğümde selamlaşıp içimden Oh çekip… Seviniyordum…
Peşi peşine Dokuzdeğirmen, Harmankaya, Büyük Melen köyleri geçilmiş… Şimdi ise… Beyler köyünde idik…
Modern bir kahvede çaylarımızı yudumlarken… Dikkatimi “fındık sobası” çekiyordu…
Gülay da ben de “Melen Çayı ve Vadisi” gibi “fındık sobası”nı da yeni görmüştük…
Genellikle acılar ve zorluklar kişinin düşüncelerini kışkırtır diye söylenir...
İnanın bana yazdıran ise doğa sevgisi, o güzellikleri tekrar yaşama isteği...
Şimdiden geçmiş olsun dileklerinizi duyar gibiyim...
Teşekkürler...
Mehmet YÜCEBİLGİÇ